Podcast Dünyasına Nasıl Gireriz?

            Önceki metnimizde “podcast”in ne olduğunu ve çeşitlerini yazmıştım. Bu yazımda da “podcast” dünyasına girmek isteyen dijital medya kullanıcılarına birtakım izlenceler sunacağım.

Önceki yazımda da belirttiğim üzere, “podcast”ler RSS üzerinden sanal ortamlarda paylaşılan programlardır. Peki RSS nedir? RSS, podcast ağlarının olduğu, blog, paylaşım siteleri, video içerik sağlayacıları vb. yapıların sürekli güncellenerek ve takipçilere takip ettikleri programlardan geri kalmamalarını sağlayan, bir doküman takip sistemidir.

Nerelerden Podcast Dinleyebilirim?

Podcast dünyasında yapımcı veya yayıncı olmadan önce podcast içeriğine açık uygulamalardan bahsetmek istiyorum. “Podcast”, “Instacast”, “PodCruncher”, “SimpleCasts”, “Aural”, “İCatcher!”, “PodWrangler”, “SoundCloud”, “Stitcher”, “Spreaker”, “Casts”, “Downcast”, “SleekCast”, “Fili”, “TuneIn Radio”, “We Cast”, “RSSRadio”, Podbay” ve daha onlarca uygulamanın olduğu podcast dünyasında öncelikle bu ağlara girip birtakım araştırmalar yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Önceki cümlemde adını geçirdiğim uygulamalara girip, önce bir podcast dinleyicisi olarak yola koyulabiliriz. Milyonlarca kişinin var olduğu bu ağlarda istediğimiz şeyleri dinleyerek kendi tarzımızı yaratabilir ve açıkları tespit edip özgün içerikler üretmek için argümanlar oluşturabiliriz. Yayıncı veya yapımcı olmadan önce, podcast dinleyicisi nasıl olacağımıza değinelim. Önceki yazımda da bahsettiğim üzere, podcast dinleyicisi olmak için illa akıllı telefonlara veya bilgisayarlara sahip olmamız gerekmiyor, mp3 oynatıcılarımız da gayet yeterli fakat yukarıda bahsettiğim uygulamalar akıllı telefon uygulama marketlerinden indirilebilen programlar olduğu için aşamalı olarak her kullanıcının erişebileceği şekilde anlatacağım. Android işletim sistemli cihazlarınız için, dilediğiniz podcast sitesinden, istediğiniz yayını indirip cihazınıza indirmelisiniz. Şayet bilgisayarınıza indirdiyseniz, telefonunuzu bilgisayarınıza bağlayıp, dosyayı telefonunuzun hafızasına direkt taşıyabilirsiniz. Sonrasında telefonu bilgisayarınızdan çıkartabilir ve podcasti hiçbir internet harcaması olmadan, tıpkı bir mp3 gibi dinleyebilirsiniz. Podcastleri sosyal ve güncel bir şekilde kullanmak istiyorsanız da üstte adını geçirdiğim Podcast uygulamalarından birini ücretsiz bir şekilde indirip çevrimiçi bir dinleyici olabilirsiniz. İOS işletim sistemli cihazlarda da benzer bir gidişat izliyoruz. Şahsen bir avantajı olduğunu düşünüyorum İOS cihazlarda, marka, telefonlarına zaten “Podcast” uygulamasını yüklü bir şekilde kullanıcısıyla buluşturuyor ve herhangi başka bir uygulamaya gerek duymaksızın direkt olarak bir dinleyici olabiliyorsunuz. Şayet bu uygulamayı kullanmak istemiyorsanız da yine üstteki uygulamalardan İOS için uygun olan programı telefonunuza indirebilir ve çevrimiçi dinleyici olmaya başlayabilirsiniz.

Podcast Yayıncısı Nasıl Olacağım?

Şimdi, birçok program dinledik, kendi yapacağımız konsepti belirledik ve artık “Podcast İçerik Üreticisi” olmaya hazır olduğumuza inandık. O halde şimdi podcastin nasıl oluştuğunu anlatayım. Öncelikle podcast yayıncılığı her ne kadar maliyeti düşük bir şey olsa da sıfır bütçeyle yapılabilecek bir şey değil maalesef. Bir mikrofona ve bir bilgisayara sahip olmanın yanında bir de podcastinizi yükleyeceğiniz bazı mecraların da ücretli olduğunu bilmeniz, işin içine girmeden bütçe yönetimi yapmanız açısından sağlıklı olacaktır. Bu tip sitelerin dolar üstünden üyelik açması da maalesef bir başka dezavantaj oluyor Türkiye’deki podcast yayıncıları için. Podcast yüklenebilecek ve podcast kaydı almanız için olanak sunan ücretli sitelerin fiyat aralığı ise 50-300 TL arası değişebiliyor. Bu hem almak istediğiniz hizmete bağlı değişiyor hem de podcast yayıncılığını ne kadar ciddiye aldığınızla da şekillenebiliyor. Maliyetinizi, bilgisayar mikrofonunuza güveniyorsanız bir miktar daha düşürebilirsiniz ama zaten mikrofon olarak 30-40 liralık masaüstü mikrofonlar da gayet işinizi görecektir yani mikrofon işin en maliyetli kısmı değil. Bu dezavantaj olarak görebileceğimiz etkenleri anlattıktan sonra şimdi podcastimizi nasıl oluşturup yayınlayabileceğimize geçebiliriz. İlk olarak, bir mikrofona sahipseniz, mikrofonu bilgisayarınıza bağlamalısınız ve ses kaydedicinizi ya da farklı ses düzenleyici uygulamalarınızı açarak ses kontrolü yapmalısınız. Mikrofonunuzun, sesinizi aldığına eminseniz kaydı almaya başlayabilirsiniz ve podcastinizi oluşturma yolunda ilk adımınızı atmış olabilirsiniz. Dilediğiniz zaman uzunluğunda yarattığınız ses kaydınızı bitirdikten sonra, podcastiniz de yüklenmeye hazır konuma geliyor. Bilgisayarımıza mp3 olarak kaydettiğimiz podcastimizi şimdi de RSS kaynağı oluşturarak tam anlamıyla bir podcast olarak paylaşmamız gerekiyor. RSS kaynağını oluşturmak için birçok farklı programı kullanabilirsiniz ve RSS kaynağımızı oluşturduktan sonraki yapacağımız şey de podcastimizi istediğimiz bir uygulamaya yüklemek olacak. Bu uygulamaların arasından iTunes’i anlatabiliriz. iTunes uygulamasına girdikten sonra iTunes mağazasını açalım. Üstteki “gezinti çubuğu”ndaki “podcastler”i seçelim. Açılan sayfadaki “Submit a Podcast/Bir Podcast Kaydet” seçeneğini tıklayalım. Tıkladıktan sonra uygulamanın size sunacağı yönlendirmeleri takip ederek ilk podcastinizi yükleyebilirsiniz. Podcastiniz iTunes’a kaydedildikten sonra dinleyicilerinize açık hale gelmeye, takipçi kazanmaya ve indirilmeye hazır hale gelecektir. RSS kaynağı oluşturmadan direkt olarak ses kayıtlarınızla podcastlerinizi yükleyebileceğiniz bir sistem de var. Soundcloud’a, aylık “Premium üyelik” açarak dilediğiniz uzunlukta podcastler yükleyebilir ve tıpkı Instagram, Twitter ve Youtube gibi takipçilerinizden etkileşimler alabilirsiniz. Soundcloud ses kaydı hizmeti sunmaksızın sadece ses dosyalarınızı içinde barındırabileceğiniz bir uygulamadır. Spreaker uygulaması ise hem ses kaydı alabileceğiniz bir yazılım sunar size hem de içinde podcastlerinizi biriktireceğiniz bir ağ hizmeti verir. Spreaker’in da değişen üye ücretleri var fakat ortalama 100-300 lira arasında değişmektedir bu ücretler.

Podcast

İnternetin hayatımıza girmesiyle, klasik akışlardan çıkıp modern yeniliklere geçişler yaptık ve yapmaktayız da. Dijitalleşen toplumlarda, nesiller artık geleneksel medya ağlarıyla değil, modern ve dijital medya ağlarıyla daha haşır neşir oluyorlar. Bu, geleneksel medyanın önemini yitirdiği ve yok olacağı anlamına gelmiyor. Bu, medyanın dönüşen nesillerce yeniden tanımlandığı ve dönemin imkanları doğrultusunda güncellenerek evrimleştiği anlamına geliyor. Bu yazımızın konusu da geleneksel medyada büyük ve köklü bir altyapısı olan sesli yayınların yani radyo ağlarının dijital kültüre yansıması olan “Podcast”ler.

Neden “Podcast”?

“Podcast”in derinlerine inmeden önce ne olduğunu ve nasıl meydana geldiğini, kim tarafından hangi amaçla tasarlanıp dijital kültüre sunulduğunu konuşalım. “Podcast” aslında teorik bir kavram gibi görünse de tamamıyla bir markayla bütünleşen ve bir markanın kendi ürünleriyle sentezleyerek ismini verdiği bir kavram. Tıpkı tıraş bıçağı markası olan Gilette, gazlı içecek markası olan Coca Cola ve de ülkemizden de örnek vereceğimiz üzere peçete markası olan Selpak gibi… Kavramı yaratan marka Apple… Apple, kavramı yaratmadan önce, internet üzerinden erişime açık ve indirilebilecek, dijital formatlarda ve konuşmaların, haber programlarının, eğlence programlarının yani ses içeren içeriklerin var olduğu bir program olarak tasarlıyor “podcast”i. Podcast kavramıyla beraber, internet siteleri üzerinden, “podcast”lere yer veren ve bu medya dosyalarını indirmeye aracı olan “podcasting” siteleri de çoğalmaya başlamıştır. Peki bu isim nereden geliyor? Apple, bu ismi tamamen kendi ürünü olan iPod ile bütünleştirdiği için, “iPod”un “-pod”unu alıp, “broadcasting” ile birleştirerek, “podcast” kavramını oluşturuyor. Apple’ın ilk başlarda kendi yapısıyla beslediği ve kurguladığı bu sistem, sonrasında birçok markanın kullanmaya başlamasıyla yayılan bir program haline geliyor fakat “podcast” ismi üzerinde kalıyor ve böyle yayılıyor. Öyle ki “podcast” dinleyicisi olmanız için, illa bir akıllı telefona ya da bilgisayara sahip olmanız gerekmiyor, mp3 oynatıcılarımıza ses dosyaları yükleyebilmemiz yeterli oluyor.

Podcast düşüncesini, aslında sosyal medya ağlarının ilkel halleri olarak yorumlayabiliriz. Tıpkı şimdi Youtube kanallarına abone olduğumuz gibi ve Twitter’dan, Instagram’dan beğendiğimiz hesapları takibe aldığımız gibi Podcast ağlarını da beğenilerimize ve hobilerimize göre takibe alabilir ve yeni yayınlardan sürekli haberdar olabiliriz. Yani aslında “podcast” düşüncesi telefonlarımıza, mp3 oynatıcılarımıza, bilgisayar veya tabletlerimize indirilebilmesi için tasarlanan bir ağ değildir. Podcastler, tıpkı geleneksel medyadaki dergi ve gazete aboneliği sistemi gibi, bunu dijitale taşıyarak RSS kaynaklarıyla abonelik sistemi sunulan ve her sabah kapınıza gelen gazeteleriniz gibi her gün size yayınlarla hizmet veren bir ağdır.

“Podcast” Çeşitleri

Podcast sisteminin birçok çeşidi olduğunu söyleyebiliriz. “Podcast” kavramı medya içeriğinin şekliyle tanımlanabilir. İçeriğinde ses, video, yazınsal metinler olan podcastler, bu içeriklerine göre sınıflandırılabilir ve çeşitleri bunlara göre tayin edilir. “Sesli Podcast”, kullanıcılar tarafından en çok rağbet gören podcast çeşididir. Sesli podcastlerde, başlığından da anlayacağımız üzere, ses dosyaları barındırılır. Dilediğiniz tarzdaki sesli podcastlerle kendinize bir sosyal medya ağı yaratabilir ve haber, eğlence, spor vb. konuların sunucularına ulaşarak bu ağlardan haberdar olabilirsiniz. Dosya boyutları diğer çeşitlere göre oldukça küçük alanlara sahip olduğu için de ilk tercih edilmesi olağan bir durum aslında. Bir diğer çeşit ise “Video Podcast”. Video podcastler de yine adından anlayacağımız üzere, içeriğinde video kliplerin veya video dizilerinin var olduğu bir podcast ağıdır. Video podcast çeşidinin geleneksel haline ise televizyon programlarından örnekler verebiliriz. Geleneksel bir medya ortamı olan televizyonlardaki gece kuşağı eğlence programları, “talkshow”lar, birçok yarışma formatları vb. içerik sunan programlar, dijitalleşen kültürde video podcastin önünü açmış ve video podcaste sağlam bir zemin hazırlamıştır. Televizyonlardaki takip ettikleri programları istedikleri zaman ve daha sık aralıklarla izlemek isteyen nesiller, dijitalleşen kültürde her an yeni bir “akış”ın olduğu internete gelip, aradıkları o formatlardan onlarcasını takip edebilmiş ve video podcast ağlarının takipçisi olmuşlardır. Takipçiye sunulan bir diğer avantajlı hizmetse illa paylaşılan günde izlenmek zorunda olunmamasıdır. Geleneksel medyadaki kanallar, canlı yayınları sonrasında bant yayın koysalar dahi bu sınırlı olmuştur fakat dijital kültürde paylaşılan bir podcast takipçisine duyurulur ve -kaldırılmadığı sürece- takipçinin istediği zamanda izlemesine olanak sağlar. Daha da önemlisi ve geleneksel medya ortamlarından ayıran faktörü, takipçiyle yani formatı tüketenle/satın alanla etkileşim içinde olmasıdır. Dijital kültürün içindeki reyting akışının da bu etkileşimle arttığını veya azaldığını görebiliriz. Öte yandan video podcastlerde bir tarz daha oluşturulmuştur ki o da video blog konusudur. Video bloglarda, insanlar gezdikleri yerleri gezdirebilir, okudukları kitapları paylaşabilir ve özel hayatlarıyla alakalı hikayelerini anlatabilirler. Bu da hayranı olunan içerik üreticisiyle hayran kitlesi arasında sıcak bir bağ kurmaya yarayan bir yoldur aslında. Gelelim üçüncü podcast çeşidimize, “Zengin Podcast”. Zengin podcastler, içerik bakımından diğerlerine nazaran hem daha dolu hem de daha çoklu disiplinlidir. Yani zengin podcastlerde, sesi yanında sesi destekleyen resimler, slaytlar, hiperlinkler ve daha birçok farklılık olabilir. İşte zengin podcastleri diğerlerinden ayıran bir konu daha var ki bu podcast çeşidir Windows medya ortamlarında oynatılamayıp sadece iTunes aracılığıyla oynatılabilmektedir.

RadYoutube

Radyo, tüm toplumlarda ve her süreçte önemi büyük bir medya aracıdır. Televizyondan önceki süreçlerde radyo, gazetenin yanında hem tek haber aracı hem de müzik, konsept programların olduğu bir eğlence aracıdır. 1900’lü yıllardan bu yana çok köklü bir medya aracı olan radyo, dijitalliğin gelmesiyle evrimleşen bir araç oldu.

2000’lerin başlarında internetin evimize girdiği süreçlerde, radyo hala en önemli medya kollarından biriydi fakat yeni jenerasyonların da gelmesi ve bu jenerasyonların dijital yerli olmasından dolayı radyo bilinirliğini sadece büyük kitlelerde korudu. Dijital okuryazarlığın, klasik okuryazarlıkla yarışmaya başlamasıysa, bu süreci değiştiren bir diğer etmen oldu. Dijitalden uzak kalınca birtakım aksaklıklar yaşayan dijital göçmen bireyler de yavaş yavaş gelenekselden sıyrılıp mobil dünyaya adım attılar. İşte bu süreç radyo açısından, yeni gelen jenerasyon tarafından zaten bilinmeyen ve de bilinen kitleler tarafından da başka bir platforma tercih edilen bir medya aracı olmaya başladı. Dijital kültürün, tüm piyasalara yansıması bu sürecin derinden etkiledi. Müzik ve albüm sektöründe adeta bir tekel olan Unkapanı, yerini Sony, DMC gibi büyük yapım şirketlerine bıraktı ve de dijital platformlarda albümler çıkartılmaya başlandı. Spotify, Deezer, iTunes, Fizy gibi birçok marka, müzik konusunda yarışa girerek, geleneksel anlamda stok yaptığımız mp3 oynatıcılarımızı da rafa kaldırmamıza sebep oldular. Artık her şeyin, bir alette toplandığı, kapsül bir teknoloji vardı ve insanlar da bunu tüketmeye çok hazırdı. İşte bu doğrultuda, evimizin sıcak ruhu radyoların üstüne danteller kapatılarak artık nostaljik bir süs eşyası modu verilmeye başlandı.

Peki kim bu radyonun rakibi?

Son beş yıllık internet aramalarına göre, Youtube, istatiksel olarak, radyonun üstünde seyretmiş fakat 2004′ gittiğimizde yani bugünden 15 yıl öncesine, Youtube sürekli bir iniş-çıkış göstermiştir. Bu dönemlerde radyonun ivmesindeyse, Youtube bazlı bir gelişim söz konusu olmamıştır. Radyoyu bu kadar kısa sürede egale edebilen bir araç olan Youtube, nasıl bu kadar benimsendi? Bu büyük gelişimin sırrını “özgür içerik” ve “herkes yapabilir” diye iki başlıkla değerlendirebiliriz. Radyo, kurumsal anlamda daha net çizgileri olan, bir yönetim mekanizması ve denetleme mekanizması olan bir olgu fakat Youtube bu kadar sert ve keskin hatlara sahip olmadığı için ve de herkese hitap ettiği için bu kadar kısa sürede bu ivmeyi yakalamıştır.